![]() |
|
|||||||
| Hz.Muhammed (S.a.v) Hz.muhammed ve Diger Peygamberlerimiz |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Karadeniz Paylaşım Mekanı
Üyelik tarihi: Nov 2011
Mesajlar: 760
Ettiği teşekkür: 0
Kaç kere teşekkür edildi: 2
|
Efendimiz(sav) niçin yetim bir Peygamberdi?
Soru: Değerli Hocam, Efendimiz'in (s.a.v) yetim olması ve yetim Peygamber olarak gönderilmesinin hikmetlerini izah edersiniz sevinirim. Cevap: Değerli Kardeşim, Efendimiz (a.s.m)’in yetim olduğu ayetlerle ve tarihin gerçekleriyle sabittir:[b] أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَىوَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَىوَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَىفَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْوَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْوَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ “Seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı? Seni muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi? Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme! İsteyene de kaba davranma, onu azarlama! Rabbinin nimetlerini ise durmayıp söyle!”(1) Peygamberliğin geliş şekline itirazlardan; 1) Niçin meleklerden değil de insanlardan Peygamber gönderilmiştir, 2) Niçin zenginlerden değil de fakirlerden birisi Peygamber olarak gönderilmiştir, 3) Niçin, özellikle Hz.Muhammed (a.s.m) fakir olmakla beraber yetim ve öksüz olarak gönderilmiştir? Bu yazıda özellikle Hz.Muhammed (a.s.m)’im yetim ve öksüz oluşunun hikmetleri üstünde durulacaktır. Yetim: babası ölmüş olan çocuk. Tek, eşsiz, yalnız manalarına gelir. Baliğ olduktan sonra yetimlik ondan kalkar. Anası ölene de öksüz denir. “Seni bir yetim bulup da barındırmadı mı?” (2) ayetinde geçen "yetim" lafzında son derece güzel bir işarî mana vardır. Zira: 1-Asıl yetim, küçükken babadan öksüz kalan demek olup bunda tek başına yalnız kalmış olmak mânâsı vardır. 2-Onun için tek ve benzersiz veya pek az bulunur kıymetli şeye de yetim denilir. Benzeri yok gayet kıymetli inciye “dürr-i yetim” denilmesi de bundandır. Siyerde bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v) babası Abdullah b. Abdülmuttalib'ten yetim olarak dünyaya gelmişti. İbn-i İshak’a göre: Peygamberimiz (s.a.v), babası Abdullah’ın vefatında henüz annesinden doğmamıştı. Annesi karnında altı aylık idi ve babası Abdullah Medine’de Neccaroğullarından Nâbiğa’nın evinde vefat ettiğinde 25 yaşındaydı.(3) Dolayısıyla doğarken yetim olarak doğmuştu. Peygamberimiz, altı yaşındayken, Hz. Amine, yanına Ümmü Eymen’i de alarak iki deve ile Medine’ye gitti. Maksatları, hem Abdülmuttalib’in annesi tarafından kendilerine dayı düşen Adiyy b. Neccaroğullarını hem de kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmekti. Medine’de Neccaroğulları’ndan Nabiğa’nın evine misafir oldular ve onun yanında bir ay oturdular. Hz.Abdullah’ın kabri de bu evin avlusunda idi. Hz.Amine Medine’de daha fazla kalmayı uygun bulmadığından Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Medine ile Mekke arasında, Medine’ye daha yakın olan Ebva köyüne geldikleri zaman Hz.Amine hastalanıp 30 yaşında vefat etti ve oraya defnedildi. Hz. Amine’nin Vefatına Yakın Efendimiz’e (s.a.v) Hitabı Hz. Amine ölüm döşeğine düşünce, başucunda olan Peygamberimiz’in yüzüne bakmış ve şöyle demişti: “Ey çekilen dehşetli ölüm okundan Allah’ın lütuf ve yardımıyla 100 deve karşılığı kurtulan zatın yavrusu! Allah, seni mübarek ve devamlı kılsın! Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa, sen celal ve bol ikram sahibi olan Allah tarafından Ademoğulları’na helal ve haramı bildirmek üzere Peygamber gönderileceksin! Sen, teslimiyeti artan İbrahim’in dinini gerçekleştirmek ve yerleştirmek için gönderileceksin! Allah, Seni, milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de esirgeyecek ve alıkoyacaktır. Her yaşayan, ölür. Her yeni, eskir. Her yaşlanan, zeval; her çok, fena bulur. Evet, ben de öleceğim. Fakat, temelli anılacağım. Çünkü, temiz bir evlat doğurmuş, arkamda hayırlı bir beni anan evlat bırakmış bulunuyorum.”(4) Dünyada böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimiz’i Allah, hâmîsiz bırakmadı. Daha sonra da sekiz yaşında iken dedesi Abdülmuttalib vefat etti. O vakit de onun vasiyeti ile amcası Ebu Talib vasisi olarak onun sorumluluğunu yüklenip yanına aldı. Güzel baktı ve çocukluğunda da kendisinde diğer çocuklarda görülmeyen olağanüstü durumlar görüldüğü için ona çok özen gösterdi. Rivayet edildiğine göre Ebu Talib bir gün kardeşi Abbas'a - Kardeşim, dedi, sana Muhammed'den gördüğümü haber vereyim mi? dedi. Abbas: "Evet" deyince: - Ben, dedi, onu himayeme aldım. Gece ve gündüz bir an ondan ayrılmaz oldum. Onu kimseye güvenip bırakamıyordum. Hatta kendi döşeğimde uyutuyordum. Bir gece soyunup benimle beraber uyumasını söyledim. Baktım, yüzünde bir hoşnutsuzluk var. Benim isteğime karşı çıkmak da hoşuna gitmedi. "Amcacığım, yüzünü benden çevir de soyunayım. Çünkü ben vücuduma bakmandan hoşlanmam." dedi. Sözüne şaştım. Gözümü çevirdim, döşeğe girdi, ben de girdim. Baktım ki aramızda bir örtü var. Vallahi ben onu döşeğime koymamıştım. O gayet yumuşak, miske batırılmış gibi hoş kokulu idi. Vücuduna bakayım diye gayret sarfettim, bir şey göremedim. Çok vakit de ben onu döşeğimden kaybederdim. Aramaya kalkardım, kalktım mı "ha amca, ben buradayım" derdi. Dönerdim ve çok zaman ondan hayret ettiğim bir söz işitirdim. Bu da geceden biraz geçince olurdu. Bizler yemekte içmekte besmele çekmez, elhamdülillah demezdik. O ise yemeğe başlarken “Bismillah=Tek olan Allah'ın adıyla” derdi. Yemeği bitirince de “el-Hamdülillâh” derdi. Ben ona şaşardım. Kendisinde ne bir yalan, ne bir gülmek, ne de bir cahillik gördüm. Çocuklar oynarlarken de onlarla beraber durmazdı. Ömrüme yemin olsun ki bu, büyük bir feyzden bir alâmettir. "Daha beşikte iken parlak deliller halindeki şeref işaretleri, dedesinin saadetini artırıyordu." Hz.Muhammed (a.s.m) Yetim Büyüdü O, yetim olarak büyüdü. Zira: 1-İleride yükleneceği çok ağır bir yük, büyük bir vazife vardı. Ve ona şimdiden hazırlanması gerekiyordu. 2-Tevekkülün zirvesinde, bütün güçlüklere göğüs gerebilecek bir yapıda yetişmeliydi. 3-Zenginliğin şımarttığı veya sefaletin, yoksulluğun tamamen pısırıklaştırdığı bir insan olmaktan Allah (c.c) O'nu korudu. Ve hayatının her safhasında itidal ve istikameti muhafaza eden, ifrat ve tefritten uzak bir insan olarak yetişmesini temin etti. 4-Bir liderin, bu türlü sıkıntılı günlerden geçmesi çok mühimdir. Yetimliğin ne demek olduğunu bilmelidir ki, raiyetine şefkatli bir baba gibi davranabilsin. Fakirliği tatmış olmalı ki, idaresi altındakilerin durumunu idrak edip onlara öyle muamele etsin. 5-İşte Allah Resûlü'nün yüce ahlâkı içinde bir nüve hâlinde bulunan, yetime ve fakire el uzatma, onları görüp gözetme hasleti, yaşadığı bu hayatın suyu, toprağı ve havasıyla besleniyordu. Sonra O, zirvelere çıktığı zaman da bu ilk hâlinden hiç mi hiç taviz vermeden ve hayatı boyunca yaşama tarzını değiştirmeden dümdüz yaşamış, benzeri olmayan bir şahsiyettir. 6-Ömrünce yetimi azarlamadı ve isteyeni boş çevirmedi. Zira bunu O'na bizzat Cenâb-ı Hak talim ve emir buyurmuştu:[b] أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيماً فَآوَى * وَوَجَدَكَ ضَالاًّ فَهَدَى * وَوَجَدَكَ عَائِلاً فَأَغْنَى * فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ * وَأَمَّا السَّائِلَ فَلاَ تَنْهَرْ * وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ * “O seni yetim bulup barındırmadı mı? O seni hayrette bulup hidayet etmedi mi? Seni fakir bulup, zengin etmedi mi? Öyle ise yetimi hor görme. Dilenciyi azarlama. Rabbinin nimetini de anlat da anlat.”(5) “Öyleyse sakın yetimi ezme.” (6) Çünkü yetimliği tattın ve hakkındaki ilâhî lütfu gördün. Rağıb'ın "Müfredat"ında KAHR, hem üstün gelme, hem zelil kılmadır. Ayrı ayrı her iki mânâda da kullanılır.(7) Şu halde her ikisi de yasaklanmıştır. Yetimi zayıf saymamalı ve zelil etmemeli, hakkını, hukukunu gözetmeli ve buna özen göstermelidir. Râzî'de yazıldığına göre bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Hatice'nin çocuğuna bağırdığı zaman inmiştir.(8) Bir bağırma veya yüz ekşitmeden dolayı "sakın kahretme" diye sitem edilince zelil kılınır, malı veya hakkı yenilirse nasıl olur? Yetim Hakkı 1-İbnü Mesud (r.a) bir merfu hadiste Resulullah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Her kim bir yetimin başını silerse elinin geçtiği her kıla karşılık ona kıyamet günü bir nur olur.”(9) 2-Aynı şekilde Hz. Ömer (r.a) de bir merfu hadiste Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Yetim ağladığı zaman onun ağlamasından Rahmân'ın Arş'ı titrer. Yüce Allah meleklerine buyurur ki: Ey meleklerim! Şu babası toprakta kaybedilmiş olan yetimi ağlatan kimdir? Melekler: “Sen en iyi bilensin ey Rabbimiz!” derler. Yüce Allah buyurur ki: “Şahit olunuz, her kim bunu susturur, hoşnut ederse ben de onu kıyamet günü hoşnut etmeye garanti veriyorum.”(10) Bundan dolayı Hz. Ömer (r.a) bir yetim gördüğü zaman başını okşar ve ona bir şey verirdi, diye rivayet edilmiştir. Fakat başına nasıl dokunduğu, nasıl okşadığı hakkında sahih bir şey gelmemiştir. 3-Bir hadis-i şerifte de Resulullah (s.a.v): “Ben ve yüce olan Allah'tan korktuğu takdirde, yetime kefil olan şu ikisi gibiyiz.” buyurmuş ve şehadet parmağıyla orta parmağını göstermiştir. (11) 4-Seyl b. Sa’d anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz.” Orta parmağı ile baş parmağını yan yana getirip aralarını açıp kapayarak işaret etti.”(12) 5-İbn-i Abbas anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişlerse, Allah onu mutlaka cennetine koyacaktır.”(13) 6-Şu ayet, yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenleri şiddetle tehdit eder: إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, aslında karınları dolusu ateş yerler. Onlar, yarın harıl harıl yanan bir ateşe gireceklerdir.”(14) Allah hakkıyla, bütün çeşitleriyle kul haklarına riayet eden Hz.Muhammed (a.s.m)’i, Cenab-ı Hak, hem insan hem fakir ve hem de yetim olarak göndermiştir ki, hayatın içinden yaşayarak insanlara rehber ve imam olsun ve öyle de olmuştur. Binlerce salat ve selam, Ol Nebiyyi Muhterem Efendimiz’in üzerine olsun. Necdet İÇEL Kaynaklar: (1) Duha:6-11 (2) Duha:6 (3) İbn-i Hişam, Sîre, c:1 shf:177 (4) İbn-i Hişam, Sîre, c:1 shf:177 (5) Duha:6-11 (6) Duha:10 (7) Rağıb el-İsfehânî, el-Müfredat, shf:414 (8) Fahrü’r-Râzî, c:31 shf:220 (9) Ahmed ibni Hanbel, Müsned, shf:250 (10) Kurtubî, Ahkamü’l-Kur’an, c:20 shf:101 (11) Buharî, Talak, 25; Edeb:24 (12) Tirmizi, Birr, 14 (1919) (13) Tirmizi, Birr, 14 (1918) (14) Nisa:10 |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|