![]() |
|
|
#1 |
|
Co-Admin
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: ALmanya / NevşehiR
Mesajlar: 6.827
Ettiği teşekkür: 60
Kaç kere teşekkür edildi: 312
|
. Kara sevda:
"Babam melankoliye uğramış, köşesinde düşünüp duruyor."- A. Gündüz. 2 . mecaz Hüzün: "Uykusuz geçen gecenin melankolisini bu sıcak karşılama hafifletiyordu."- C. Uçuk. kaybedilene duyulan, benlikte huzursuzluktan öte bir üzüntü hali yaratan his. freud'un "melankoli ve yas tutmak" - "mourning and melancholia" (1917, metapsychology) üzerine yazdigi yaziya bakmakta fayda var. serol teber’in melankoli adlı kitabından: "insanın kendi kişisel yazgısının gene kendisinin belirleme istemi... melankolide sorun genellikle bu temel noktada yoğunlaşmaktadır. karşılığını yaşam pahasına ödemek koşuluyla da olsa melankolik insan kendi yaşamına kendisinin bir anlam verebilmesini istemekte, çoğu kez bunu başaramadığı için de herbir şeyden vazgeçip kuşku, düşkırıklığı ve hüzünle kendi içine çekilmektedir. bu bağlamda melankoli sıradan bir varoluşa karşı bireysel ve tek kişilik de olsa vazgeçen, geriçekilen, yadsıyan, öldürten ya da sıklıkla intihar eden anlamlı bir başkaldırıdır. burada öldürülen ve intihar ettirilen de düşüncelerdir! intihar eden melankolik kişilikler elbette vardır, hayatına nokta koymayı başarmış bu insanların intiharı, kendi canını alma şeklinde yorumlamasına karşılık sadece saygı duyulur ve onların davranış biçimleri hiçbir şekilde diğer melankoliklere mal edilemez! melankolikler de homojen bir şekilde varolagelmemiştir; - imgelem gücünün yüksek olduğu "melancholia imaginations" grubu sanata, ressamlığa, mimarlığa, teknik alandaki yaratıcı etkinliklere yönelme eğilimindedirler. - "melancholia rationis" grubuna girenlerin doğa bilimine, biyolojiye, tıbba, politikaya eğilim gösterdikleri görülmüştür. - sezgi gücünün yüksek olduğu düşünülen 3. grup da "melancholia mentis" dir, tanrısal gizemi anlamaya, sezinlemeye başlamış büyük din bilgelerinden oluşan son derece az sayıdaki yetkin vasıflı kişiyi kapsar. doğaları gereği melankolik olanlar mizaçta hasta değildirler! bunlar özgün bir ahlak ve özünde haklı çıkmış tutkulu bir güçle heyecanlanabilme yeteneğindeki insanlardır! italya’da fonomiralı johannes (1329-1396) karasevdadan ölen insanların otopsilerini yapmış. bunların beyinlerinde 3. karıncığın kuruduğunu tespit etmiştir. bu yüzden düşünme, imgelem bozukluklarının, hezeyanlarının ve sanrılarının beynin bu bölgesinin kurumasından kaynaklandığı düşünülmüştür. melankoli, insanların narsistik yaralanmalara karşı gösterdikleri bir tepkidir. dışa vuran belirtileri nasıl olursa olsun, insanın varoluşunu, diğer insanlarla ilişkilerini irdeleyen antropolojik bir yaklaşımdır. dünyaya gelmesine, fırlatıp atılmışlığına bir türlü anlam veremeyen dünya ve diğer insanlarla ilişkilerini sürekli sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur. insanin,dünyada varoluşunun özel bir durumu, özgün bir psişik yaşantidir! melankolik insan, yaralı ve yanlış bir yaşamın yadsınması olarak, sonsuzluk/geçicilik, ilerleme/tahrip, umut/umutsuzluk, dağılma/yoğunlaşma, yapıcı/yıkıcı, düş-uyku/uyanıklık, gerçek/fiksiyon gerilimleri arasındaki bu alegorik dünyada suskun bir bekleyiş içinde, kendi hüznü ve çelişkileri içinde yaşamayı kendisine yaşam tarzı ve haz kaynağı edinmiş gibidir." Melankoli halk arasında yalnızlığı tercih ve hüzün hali olarak bilinse de aslında psikolojik bir durumdur. Nedensiz yere depresyon hissi ve birşeyler yapmaya duyulan isteksizlik olarak ortaya çıkar. Eskiden şizofren gibi daha ciddi ve fiziksel rahatsızlıklara dayandırılan melankoli, beraberinde belli bir kültür ve kült getirmiştir. Günümüzde ise aşk ya da kimlik karmaşası gibi duygusal nedenlere bağlanmaktadır.
__________________
__________________________ Beşiktaş`ım Hayat Sensin ! ![]() "Elhamdülillah"
Seni yanımda var Gönlümde yar edene... . . . |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Co-Admin
Üyelik tarihi: Jun 2010
Bulunduğu yer: ALmanya / NevşehiR
Mesajlar: 6.827
Ettiği teşekkür: 60
Kaç kere teşekkür edildi: 312
|
İnsanın yiyecek kadar iştaha sahip olması, bu iştahını karşılayacak kadar da sofrasında helal yemeğinin bulunması, Allah'ın büyük bir lütuf ve ikramıdır.
Sofraya her oturuşta bu lütuf hatırlanmalı, bu ikram düşünülmeli, bu sebeple de sofrada yemek boyunca zikir-fikir-şükür duyguları içinde olunmalıdır. Yemek boyunca nasıl zikir-fikir-şükür duyguları içinde olunur? Yemeğe 'Bismillah..' diyerek başlamak zikir olur. Yemek boyunca nimetleri vereni düşünmek fikir olur. Yemek sonunda 'Elhamdülillah!' diyerek kalkmak da şükür olur. Sofrada böyle zikir, fikir şükür duyguları içinde olan kimsenin yedikleri bedenine sıhhat, afiyet olacağı gibi, amel defterine de kanaat ve rıza hali olarak kaydolur. İslam alimleri, böyle zikir, fikir, şükür duyguları içinde yenen yemeğin şişmanlığı önleyen sünnetini de haber verirler. Onlara göre sofranın son sünneti: - İhtiyacı kadar yedikten sonra, iştahını tüketmeden yemekten çekilmektir!. İştahını yok edecek derecede yemekte ısrar eden adam, bedenini hantallaşmaktan kurtaramayan adam demektir. İsrafı yasaklayan ayetinin ikazı da bu konuda uyarıcı mahiyettedir: -Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz!. Unutmayınız ki, (iştahını yok edecek derecede yiyerek) israf edeni, Allah sevmez!. Anlaşılan odur ki, ihtiyaç kadar yemek serbesttir. Ama ihtiyaç fazlası iştahı tüketecek kadar yemek israftır. Öyle ise iştahı tüketmeden sofradan kalkma iradesini göstermeli, bedeni hantallaşmaya maruz bırakacak israflı yemekten kaçınmalıdır. Bundan dolayı İbn-i Sina bu ayete şu yorumu da ilave eder: - Mideyi, iştahı yok edecek derecede doldurmayın, az yiyin; yemekten sonra dört-beş saat bekleyin, şifa hazımda, sıhhat de sabırdadır!. Peygamberimiz'in (sas) mideyi doldurma konusunda verdiği meşhur ölçü, tam bir sıhhat reçetesidir. Buyuruyor ki: -Midenin üçte birini yemeğe ayır, üçte birini de suya; kalan üçte birini ise rahat nefes almaya bırak!. Demek ki iştah ile yemeğe oturmalı, iştahı yok etmeden çekilmeli, suya, nefes almaya da yer bırakmalıdır. Sahabeden Semüre bin Cündeb'in oğlu yemekten sonra kusmuştu, çok yedikten sonra kusmayı hayra alamet saymayan Semüre şöyle dedi: -Şayet bu kusmadan sonra ölseydin cenaze namazını kılmakta tereddüt ederdim. Çok yedikten sonra ölmek hayra alamet sayılmaz çünkü!. Hazret-i Ömer efendimizin şu sözü de yemekte ölçü verici mahiyettedir. Diyor ki: -Nefsin istediği her şeyi yemek, ihtiyaçtan değil, bazen israftan sayılır. Allah ise müsrifleri sevmez!. Öyle ise nefsin her istediğini ihtiyaçtan sayıp da peşine düşmemeli, mahrumiyet duygusuna girmemelidir.. Maneviyat büyükleri çok yemenin sebep olacağı duygu kayıplarını sıralarken şöyle demişler: -Çok yiyenin manevi hassasiyeti azalır, merhamet duygusu zayıflar, ibadetlerde zorlanmaya başlar.. Bostanü'l-Arifin'de sofranın ihmal edilmez adapları da şöyle sıralanır: 1- Sofraya oturacakların tamamı gelmeden yemeğe başlamamalı. 2- Kendi önünden yemeye dikkat etmeli. 3- Lokmayı küçük alıp ağzı kapalı şekilde çiğnemeli. 4- Başkasının ağzındaki lokmaya bakmamalı. 5- Sıcakken üfleyerek yememeli. 6- Herkesten önce çekilmeyip yiyenlerin doymasını beklemeli. 7- Bardaktaki suyun birazını içip artığını bekleterek bardağı meşgul etmemeli.. Sözün özü: Sofraya böyle zikirle oturan, fikirle devam eden, şükürle de kalkan kimsenin, midesini yormayacak şekilde sünnet üzere yediği yemekler, kalbine nur, bedenine de sıhhat ve afiyet olur. Hantallaşma, halsizleşme gibi çok yeme sonuçlarına da maruz kalmaz inşa Allah...
__________________
__________________________ Beşiktaş`ım Hayat Sensin ! ![]() "Elhamdülillah"
Seni yanımda var Gönlümde yar edene... . . . |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Anahtar Kelimeler |
| bilgiler , onemli |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|